Pages Navigation Menu

Çin’in Schindler’i Ankara’da

Çin’in Schindler’i Ankara’da

-Emre DEMİR-

Almanya’da Nazi yükselişi sonrasında Avrupalı Yahudiler kaçacak ülke ararken bazı Avrupa kentlerinde görev yapan Türk diplomatların gayretleri yüzlerce kişinin hayatını kurtarmıştır. Marsilya’da Necdet Kent, Rodos’ta Selahattin Ülkümen, Paris’te Behiç Erkin ve birkaç isim daha, çok sayıda Yahudi’nin Türk pasaportlarıyla Nazilerden kurtulmalarını sağladı.

Aynı yıllarda Yahudilerin Avrupa’dan kaçabilmeleri için vizeler düzenleyen Çinli bir diplomat da vardı.Bu ismi bizim için daha da ilginç yapansa, Çinli diplomat Ho Fengshan’in ilk dış görev yerinin Ankara olması.

Ho Fengshan, II. Dünya Savaşı yıllarında Çin Cumhuriyeti’nin Viyana’daki elçiliğinde görevliydi ve hazırladığı Shanghai vizeleriyle, dünyanın pek çok ülkesi tarafından reddedilen Yahudiler için kentin bir yeryüzü cenneti olmasını sağladı.

Ho Fengshan ismini bizim için daha da önemli yapansa, Çinli diplomatın ilk görev yerinin Türkiye olması. Peki, Ho Fengshan Türkiye’de neler yaptı? Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin deneyimlerini kendi ülkesine nasıl aktardı?

Bu ve benzeri soruların cevabını bulmak için Ho Fengshan’ın hatıralarına müracaat etmeliyiz. Ho, hariciye kariyeri boyunca yaşadıklarını Diplomat Olarak 40 Yılım adlı kitapta topladı.[1] Bu kitap daha sonra oğlu Monto Ho tarafından İngilizceye çevrildi. Kitabın ikinci bölümü Türkiye’de Çin elçiliğinin kuruluş sürecini ve Ho’nun bu süreçte oynadığı rolü anlatıyor.

1930’ların başında Çin Cumhuriyeti ile yeni Türkiye Cumhuriyeti arasında diplomatik ilişkinin temelleri atıldı. Başkent Ankara’daki Çin misyonunu kurma görevi He Yaozu’ya verildi. Milliyetçi Çin Partisi’nin, Çin’i tek bir bayrak altında birleştirmek için yerel savaş beylerine karşı başlattığı Kuzey Seferi’nde isim yapmış önemli bir general olan He Yaozu, bu kez diplomat olarak Ankara’nın yolunu tuttu. He Yaozu ve ekibinin amacı, yeni Türkiye’yi takip etmek ve anlamaktı. Türkler ülkelerini imparatorluktan cumhuriyete nasıl geçirdiler, devrimleri nasıl yaptılar ve Çin, Türklerin deneyimlerinden nasıl faydalanabilirdi… Nanjing merkezli Çin hükümetinin Ankara’ya gönderdiği diplomatlardan beklentisi bu soruların cevaplarıydı.

Fakat Türkiye, Çinliler için farklı bir çalışma alanıydı. O döneme kadar Çin hariciyesinde baskın yabancı diller İngilizce ve Japoncaydı. Örneğin, misyonu kurmakla görevli He Yaozu sadece Japonca biliyordu. Türkiye, sadece İngilizce üzerinden anlaşılacak bir çalışma alanı değildi. Hatta Ho Fengshan, Türkiye’de görev yapması teklif edildiğinde önce bunu reddedecekti, gerekçesi ise, Türkiye’de o dönemde en önemli yabancı dilin Fransızca olmasıydı. Ho’nun Fransızcası kısıtlıydı.

He Yaozu, dil yeteneği olan bir ekibe ihtiyacı olduğunu biliyordu ve başta Nanjing ve Shanghai olmak üzere çeşitli kentlerde bu niteliği haiz isimler aramaya başladı. Birkaç dili iyi derecede bilen bu kişinin ekonomiden de anlaması gerekiyordu. He Yaozu’nun aklına kısa süre önce Amerika’dan dönen bir genç gelmişti; bu genç, 1933’te ABD’de Başkan Roosevelt tarafından başlatılan yeniden yapılanma politikası (New Deal) üzerine kendisine bir sunum yapan Ho Fengshan’dı. Aranılan isim bulunmuştu; Ho, o sırada Changsha’daki yerel yönetimde kâtip olarak görev yapıyordu. He Yaozu derhal Ho Fengshan’a ulaştı ve kendisiyle beraber Türkiye’ye gidip gidemeyeceğini sordu. Ho Fengshan’ın, bu teklif karşısında bazı çekinceleri vardı. Fransızca bilmeden Türkiye’de görev yapmanın zor olduğunu düşünüyordu. İyice değerlendirdikten sonra teklifi reddetti.

Ho Fengshan, bir sabah gazetede He Yaozu’nun Türkiye’ye gitmek için hazırlandığını yazan bir haber okudu. He Yaozu’ya bir tebrik telgrafı gönderdi ve yeni görevinde başarılar diledi. Bir cevap almayı beklemiyordu ama Ankara’dan gelen yanıt gecikmedi: ”Burada yerin hazır. Lütfen gel!”

Türkiye’ye gidip ülkem için çalışacağım”

Ho Fengshan, küçük bir vilayet olan Changsha’nın (Çanşa) miskin ve politik havasından sıkılmıştı. Küçük bir vilayet için çalışmaktansa, Türkiye’ye gidip ülkesi için çalışmaya karar verdi. Resmi işlemler kısa sürede tamamlandı. Ankara’da Kıdemli İkinci Kâtip olarak görev yapacaktı.

Ho Fengshan ve diğer Çinli diplomatlar 9 Mayıs 1935 günü İstanbul’a ulaştı. Ho, iskeleden gördüğü şehirden hatıratında övgüyle söz ediyor. Fakat İstanbul’u gezecek vakti yoktu, iki gece kaldıktan sonra trenle Ankara’ya hareket etti.

Ho Fengshan bu noktada hatıratına bir ara başlık koyar, “Yeni Başkent Ankara” ve ilk cümlesi şöyledir: “Ankara, üç bin yıllık tarihine rağmen ücra bir kasaba haline gelmiş.”

Ho Fengshan, bu tespitten sonra Atatürk’ün kenti modernleştirmek için yaptığı çalışmaları not ediyor:

“Ankara’ya vardığımızda şehirde sadece birkaç modern yol vardı. Şehrin nüfusu 170 bindi. Uygun bir ev bulmak çok zordu. Elçilik, sıradan iki katlı bir konuttu. Birinci katta bir oturma odası ve yemek salonu vardı. İkinci katın bir kısmı ofis olarak kullanılırken, bir kısmı He Yaozu ve eşine tahsis edilmişti. Personel, sefaret çevresinde uygun evler buldu. En büyük sorunumuz içme suyuydu. Suda çok fazla alkali vardı ve içmek için uygun değildi. Sadece temizlenmek için kullanılabilirdi. İçme suyu, büyük kasalarla İstanbul’dan temin ediliyordu.”

 

Atatürk Çin’i soruyor

Ho Fengshan, Ankara’ya vardıktan kısa süre sonra “yeni Türkiye’nin babası” olarak bahsettiği Atatürk ile görüştü. Çinli diplomatları kabul eden Atatürk, Büyükelçi He Yaozu’nun daha önce bir asker olduğunu öğrenince onunla çok ilgilendi, Çin ve Chiang Kai-shek hakkında sorular sordu.

Anılarının bu bölümünde iki sayfalık Atatürk ve Türkiye değerlendirmesi yapan Ho Fengshan, “onun başarılarıyla ilgileniyorduk ve hangileri Çin şartlarında uygulanabilir diye düşünüyordu” diye yazıyor.

Anılarında “Türkiye’nin selefi Osmanlı’ydı” diyen Ho, Osmanlı İmparatorluğu’yla ilgili genel bilgiler not ediyor. Ho Fengshan’a göre imparatorluğun çöküş işaretleri aslında yükseliş devrinde başlamıştı, Avrupa bilimde ve teknolojide ilerliyordu, fakat Osmanlı bu gelişmeye ayak uyduramıyordu, geleneksel dogmalar devleti sakatlamıştı. Aynı tarihlerde Qing Hanedanı da benzer deneyimler yaşamaktaydı. Kang Youwei, Liang Qichao gibi imparatorluk döneminin reformcu isimlerinin kendileri için bir örnek olarak Osmanlı’yı takip etmeleri gibi, Ho’nun jenerasyonu da imparatorluk sonrası benzer süreçlerden geçtiklerini düşündükleri yeni Türkiye’nin politikalarıyla yakından ilgiliydi.

Ho Fengshan, 18. yüzyıla gelindiğinde güç dengelerinin değiştiğini ve Osmanlı’nın karşısına, kendisine denk bir rakip olarak Çarlık Rusya’sının çıktığını belirtiyor. Osmanlı artık “Avrupa’nın hasta adamı”ydı. İmparatorluğun çöküş yıllarında bir grup genç çöküşü önlemek için sahneye çıkıyordu, Jön Türkler. Mustafa Kemal de bu devrimci gençlerden biriydi. Ho Fengshan, bu gençlik hareketinin iki seçkin isminden birinin Mustafa Kemal olduğunu ve 1908’de yeni anayasayı ilan etmesi için Sultan’ı zorladıklarını yazıyor. “Sultan’ın yeni anayasa kararından vazgeçmesiyle Jön Türkler İstanbul’u işgal ettiler ve onu tahttan indirdiler” diyen Ho Fengshan, bu dönemi anlatırken, belki de Türkiye’de bulunduğu dönemin etkisiyle Mustafa Kemal’in Jön Türkler içindeki ve 1908 Devrimi’ndeki rolünü biraz abartıyor.

Atatürk’ün Anadolu’da devrimci unsurları birleştirerek ulusal bir meclis açtığını kaydeden Ho, bu dönemde Rusya’daki komünistlerden maddi yardım alındığını da ekliyor. “Atatürk, mağrur teorilere saplanmayan pratik bir zekâya sahipti” diyen Ho Fengshan, onun Türkiye için Sovyet Komünizmi değil, İngiliz tipi demokrasi tasavvur ettiğini not ediyor. Atatürk’ün, çağdaşı Lenin kadar parlak olmasa da, hangi zamanda, hangi hamleyi yapacağını iyi bilen bir zekâya sahip olduğunu yazıyor.

Atatürk’ün neler başardığını gözümüzle gördük” diyen Ho Fengshan, Türkiye’de din ve devlet işlerinin birbirinden ayrıldığını, sanat ve müziğin desteklendiğini, kadınlara oy hakkı verildiğini, eski harflerin yerine Latin alfabesinin getirildiğini ve Atatürk’ün yönetimi altında ülkenin sosyal ve politik yaşamının devrimci değişimlere maruz kaldığını ifade ediyor. Atatürk’ün özel yaşamı hakkında da değerlendirmelerde bulunan Ho Fengshan, “O kendisini tek bir kadına adayamazdı” diyor. Bu noktada Atatürk’ün bazı aşk maceralarını not ediyor. Meraklısı bazı “diplomat dedikodularını” Ho’nun hatıratında bulabilir. Burada ilginç olan, Ankara’daki yabancı misyonlarda Atatürk’ün özel yaşamıyla da konuşulması. Ho, Çankaya Köşkü’ndeki keyifli sohbet toplantılarından da Atatürk’ün bir eğlencesi olarak bahsediyor.

Ho Fengshan, anılarında Atatürk’le ilgili bölümü şu sözlerle bitiriyor: “Türkler onu bir tanrı gibi sevdi. Onun tek aşkı ülkesiydi.”

Ankara’daki Çin misyonu, bir müsteşar, ikinci ve üçüncü kâtipler, askeri ataşe, ataşe yardımcıları, memurlar, stajyerler ve hizmet görevlilerinden oluşan kalabalık bir ekiple göreve başladı. Bu, Çin Cumhuriyeti’nin Türkiye’deki diplomatik faaliyetlerini başlatan kurucu bir ekipti. Türkiye, Çin’de hiç bilinmiyordu ve Türkiye’de de Çin deyince akla gelenler birkaç bin yıl öncesine dayanıyordu. İki ülke arasında canlı, modern bağlar yoktu. Dolayısıyla ekibi zorlu bir görev bekliyordu.

Türkiye üzerine çalışmaya başlayan ekip geniş bir ölçekte, çok sayıda konu başlığı üzerinde araştırma yapmaya başladı. Ekibin her üyesi, kendi ilgi alanı doğrultusunda seçtiği bir konuyu çalışıyordu. Ekip üyelerinin tamamı İngilizceye hakimdi, fakat sadece İngilizce kaynaklar üzerinden çalışmak onları sınırlıyordu. Fransızca ve Almanca kaynakları da taramaya başladılar. Bu süreçte Ho Fengshan, her gün gece yarısına kadar çalışıyordu. Neredeyse bütün yük onun omuzlarına binmişti. Bir yandan Türkiye üzerine okumalar yapıyor, diğer yandan Türkçe öğreniyordu.

Ho Fengshan, bir yıl içinde, tam 1 milyon Çince karakterden oluşan bir Türkiye raporu hazırladı. Rapor, politika, ekonomi, toplum, eğitim, finans, endüstri, ticaret, tarım ve savunma başlıklarından oluşmaktaydı. Bütün bu alanlarda Türkiye’nin mevcut durumu analiz ediliyordu. Ho Fengshan, bu raporun bir kitap olarak basılması için Shanghai’da bir yayınevi ile anlaştı. Rapor, önce başkent Nanjing’deki Dışişleri Bakanlığı’na gönderildi. Fakat Çin-Japon Savaşı başlamıştı ve 1937’de Nanjing düştü. Tarihe Nanjing Katliamı olarak geçen olaylar sırasında, Çin tarafına göre 300 bin insan hayatını kaybederken, Ho Fengshan’ın hazırladığı Türkiye raporu da o kargaşada kayboldu.

Sonraki yıllarda Mısır ve Meksika’da büyükelçilik görevinde bulunan Ho Fengshan, 1997 yılında San Francisco’da öldüğünde 96 yaşındaydı.

*

Ho Fengshan ve Yahudi mültecilerin o dönem Şanghay’daki yaşamlarına dair kapsamlı bir okuma için Göğün Altında Bir Dünya: Çin’de 5 Yıl – 10 Kent adlı kitabın ilgili bölümüne başvurulabilir.

 

[1] My Forty Years As A Diplomat, Feng-shan Ho, Translated and edited by Monto Ho, Dorrance Publishing, Pennsylvania 2010

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *