Pages Navigation Menu

Eve tek gidiş

Eve tek gidiş

-Emre Demir-

Eve dönüyorum, dönmüşüm bir şekilde, evde olmam çok normal bir şeymiş gibi, oysa değil, evde oluşumun kısa süreli olması gerektiğinin farkına vardığım bir andayım, yaşadığım şehre ve işimin başına dönmem gerektiğini fark ediyorum, nasıl böyle bir hata yaptım! şöyle oldu: gidiş-dönüş bilet almam gerekirken eve tek gidiş bilet aldım, dönüş biletini daha sonra alacağımı hesap ediyordum, nasıl olsa üç hafta gibi uzun bir süre evde kalacaktım, kesin dönüş tarihini düşünmek için acele etmeye gerek yoktu, ama unutmuştum işte, yaşadığım şehre geri dönmeyi unutmuştum, üstüne üstlük kimse de beni arayıp sormuyor, onlar da beni burada unutmuş veya bir şekilde benden ümidi kesmiş gibiler, nasıl bir panik duygusu, en kısa sürede dönmeliyim, dönüp durumu izah etmeliyim, hemen bu akşam uçak var, havaalanına koşturuyorum, kontuarı, güvenlik kontrolünü aşıp uçağa ulaşıyorum, nerenin vatandaşı olduğum belirsiz o an, havaalanında koşturan bir evsizim, uçakta buluyorum kendimi, yanımdakiyle bir bakışma oluyor aramızda, uçağa biner binmez kısa sürede yerini alıp yerleşen tiplerden, china daily okuyor, tamam diyorum içimden doğru uçaktayım, kalkış esnasında çocukluktan beri alışageldiğim üzere dua ediyorum, yola çıkarken, uykudan önce, evden çıkarken, yeni bir işe başlarken, hep dua ederim, dualarımın bir kısmı sessizliktir, hiçbir şey talep etmeden dua vaziyetinde öylece susarım, huzurda olup istememenin, sadece huzurda bulunmanın huzuru belki, kalkıştan sonra beklenmedik bir sallantı oluyor, uçağın kuyruğu kopuyor, arka taraf açılıyor, müthiş bir hava akımı doluyor içeri, bu esnada uçaktan düşenler var, 1972’de Andes dağlarına çakılan Uruguay uçağı gibi, sarsılıyorum, titriyorum, titriyorum.

Titreyerek uyandım o sabah. Ne sık tekrar edip duruyor bu rüya. Belirli aralıklarla veya belirsiz aralıklarla, aynı rüyayı görüyorum yahut aynı rüya görünüp duruyor. Bir şeylere takılıp kalmış olabilirim. Birilerini yanlış anlamış veya bazı şeyleri yanlış değerlendirmiş olabilirim.

Çocuktum, herkes gibi bir zamanlar ben de çocuktum, kalabalık bir evde büyürken, bir gün kendimi evdeki bir dolaba kapattım, bir mağaraya ihtiyacım olmuş olabilirdi o an için, bilinçaltımda o mağara-dolaptan başka bir yerlere geçilebilir olduğu güdüsü saklı olsa da, asıl beklediğim, ev halkının kısa sürede beni aramaya başlayacaklarına dair inançtı ve beklediğim oldu. Üstünkörü baktıkları evde beni bulamayınca ortalığı yaygaraya verip dışarı koştular. Beni ne kadar sevdiklerini böyle mi anlayacaktım!

Onlar çıkınca ben de çıktım, ev halkı nedense ara sokaklara doğru beni aramaya yöneldi, bense ana caddeye doğru sıvıştım. Bir daha da eve dönersem namerttim!

Birkaç saat sonra eve döndüm. Kovalanan bir çocuk evine kaçar, kaçan bir çocuk evden uzaklaşır, peki kaybolan bir çocuk ne yapar? Kendini bulur. Kaybolmak, keşfetmenin başlangıcıdır. Ben kaybolarak, en azından o an için, aradığımı bulmuştum ve eve döndüğümde kimseye hesap verecek halim yoktu. Evdekilerin şaşkın bakışları arasında kimseyle yüz göz olmadan odama geçtim. Odam dememeliyim aslında, bana ait bir mekan değildi orası, beni orada yatırıyorlardı. Beslenme ve tuvalet saatlerime özen gösteriliyordu.

Bir çocuğun, yolunu bulamadığı için kaybolduğu sanılır, oysa çocuk, kendi istemedikçe kaybolmaz. Çocuk ancak canı öyle isterse kaybolur ve kaybolan çocuk mutlaka hayatındaki bir şeyleri yerli yerine oturtmaya çalışıyor yahut birilerinin samimiyetini test ediyordur.

Zvyagintsev’in Sevgisiz filminde, hayat tek düze sürüp giderken, çocuğun ortadan kaybolmasıyla film yeniden başlar. Çocuk, bariz bir yalana itiraz etmektedir kaybıyla. Çocuk evden kaçmamıştır aslında, evi kaçırmıştır. Çocuk yoksa, ev yoktur. Bir çocuk nereye giderse, ev fikri de onun peşinden gider. Bu yıllarca böyle oldu, nereye gidersem gideyim, ev fikri benimle geldi. Kendi evimi zihnimde taşıyordum, böylece evsiz kalma ihtimalim de yoktu.

Birkaç gün önce bir uçak yolculuğu sırasında aklıma geldi bunlar; uçak, zihnimin seri şekilde çalıştığı, en yaratıcı olduğum mekandır. Uçak! Zamanda ve mekanda coşkulu bir hareket. Yolculuk fikrinin ölümü. ‘Uçak yolculuğu’ demek yanlıştır aslında, uçak varsa yolculuk yoktur, yol yoktur çünkü. Uçağa binen kişiler de yolcu değildir, “sinemadan çıkmış insan”a yakın, yarı bir rüya halindedir onlar. İnsana, uyanıkken rüyaya en yakın deneyimi sunar uçak. Bir uçak içerisinde başımıza gelenler ve zihnimizden geçenler, bir rüyadakinden daha gerçek değildir: Zaman ve mekan aynı ölçüde sıkışıp geçişken bir hal almıştır.

Geçen sene Pekin’den Ankara’ya uçarken çift koridorlu bir uçakta gördüğüm bir başka rüyada, çocukluğumla özdeşleştirdiğim eve doğru uçuyordum. Bir türbülansla uyandığımda kendime sordum: Ben şimdi rüyasında eve uçtuğunu gören bir yetişkin miydim, yoksa uyandığında kendini bir yetişkin olarak bulan bir çocuk mu?

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *