Güney Çin Denizi: Neden önemli, kim ne istiyor?

Güney Çin Denizi: Neden önemli, kim ne istiyor?

Ocak 7, 2019 0 Yazar: admin

2018 yılının Eylül ayında ABD donanmasına ait USS Decatur, tartışmalı Spratly adaları yakınlarından geçerken Çin savaş gemisi Lanzhou ani bir manevrayla yolu kapattı. 500 metre uzunluğunda, 8 bin 500 tonluk savaş gemisinin Amerikalı kaptanı, saniyeler kalan çarpışmayı önlemek için geri dönüş yaptı. Lanzhou önleyici manevralarına devam ederek USS Decatur’un derhal bölgeyi terk etmesini istedi. Bu karşılaşma esnasında iki savaş gemisi birbirine 41 metre kadar yaklaşmıştı.[1]

41 metre! Çin ve Amerika Birleşik Devletleri’nin olası bir çarpışmaya ve sıcak çatışmaya ne kadar yakın olduklarını göstermesi açısından çarpıcı bir örnek… Bu rekabetin sahasıysa, Asya-Pasifik’te bütün konuların dönüp dolaşıp düğümlendiği bir yer: 3 trilyon dolarlık ticaretin döndüğü, zengin petrol ve gaz rezervlerine sahip olduğu sanılan Güney Çin Denizi.

Güney Çin Denizi, egemenlik hakları bakımından dünyanın en çetrefil bölgelerinden biri. Burada çok sayıda ülkenin egemenlik iddiaları iç içe geçiyor. Farklı ölçeklerde hak iddiaları olan Çin, Vietnam, Filipinler, Malezya, Brunei ve Taiwan yönetimi, krizi kimi zaman çeşitli mekanizmalarla öteleme, kimi zaman da hava kuvvetleri ve donanmalarının kendilerince önleyici hamleleriyle idare ediyor. Çin ile ABD arasında yeni soğuk savaş ihtimallerinin konuşulduğu bir ortamda, Güney Çin Denizi’nin potansiyel sıcak savaşlara sahne olabileceğini öngörmek zor olmasa gerek. Tukidisi tuzağı kavramının mucidi Graham Allison da, Çin’in kurulu dünya düzenine meydan okumaya başlayacağını teşhis ederken, Pekin’in Güney Çin Denizi’ndeki ‘saldırgan duruşu’ndan hareket eder.[2]

Tartışmaların etrafında döndüğü alan temel olarak Paracel ve Spratly (Nansha) adaları olarak biliniyor. Çin –ülkenin büyüklüğüyle de orantılı olarak (!)- en geniş hak iddiasına sahip. CNN’deki bir yoruma göre, 1,3 mil kareyle nerdeyse bütün Güney Çin Denizi’nde egemenlik iddia eden Çin’in, burayı ‘kendi gölü’ yapmak istediği belirtiliyor. Diğer ülkeler coğrafi yakınlık gerekçesiyle egemenlik iddialarını ortaya koyarken, Çin’in iddialarının temelinde, bu bölgenin ‘uzun tarihten beri’ Çin’e ait olduğu savı var. Bu tarihsel dayanak, her kademede Çin’in söylemini belirliyor; Haziran 2018’de ABD Savunma Bakanı James Mattis’i Pekin’de kabul eden Xi Jinping, toprak bütünlüğünü koruma konusundaki kararlılıklarını deklare ederken, ‘Atalarımızdan bize kalan bir karış toprağı bile kaybedemeyiz’ diyordu. Ancak bu tarihi temel, mevcut uluslararası hukuk kuralları açısından bağlayıcılık taşımıyor. 

Çin, iddialarını ‘9 kesik çizgi’ (Nine Dash Line) adı verilen sınır çizgileriyle somutlaştırıyor. Toplamda 2 bin kilometreyi bulan bu çizgi, Tonkin Körfezi’ni bölerek başlıyor, Malezya ve Filipinler’in hak iddia ettiği sulardan geçerek U dönüşü yaptıktan sonra Taiwan’a geldiğinde son buluyor. (Pekin nezdinde Taiwan zaten tek bir Çin’in parçası olduğu için, burada özel olarak sınır çizgilerinin içine almaya gerek kalmıyor.) Çin elbette bu alan içerisinde balıkçılıktan tutun da enerji kaynakları araştırmaya, limanlar, üsler inşa etmeye kadar her türlü faaliyetinin meşru kabul edilmesini istiyor. Ancak Temmuz 2016’da bir Birleşmiş Milletler mahkemesi, Çin’in kesik çizgiler içindeki bölgede hak talep etmesinin yasal bir dayanağı olmadığını belirtti. 

(Görsel kaynak: The Wall Street Journal)

Çin’in 9 çizgisi aslında Çin Cumhuriyeti dönemine dayanıyor. Güney Çin Denizi’nde egemenlik alanını gösteren 1947 tarihli bir harita gösteriliyor. O dönemde 11 olan kesik çizgiler bugün 9 çizgiden oluşuyor. 1950’lerde Vietnam’daki komünist yönetimi memnun etmek için, Tonkin Körfezi’ndeki iki çizgi kaldırılmıştı. 

Pekin, söz konusu 9 kesik çizginin II. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıktığını, 1982 tarihli UNCLOS anlaşmasından önceye dayandığını ve mevcut küresel düzenin bir parçası olduğunu savunuyor. Çin, savaşın ardından Japonların teslimiyetini kabul ettiklerine ve bölgedeki egemenliği müttefiklerin de rızasıyla devraldıklarına dikkat çekiyor, o dönemde ABD ve diğer ülkelerin herhangi bir itirazda bulunmadıkları hatırlatılıyor. [3]

Çin, ulusların suları kullanma hak ve sorumluluklarını tanımlayan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (UNCLOS) taraflarından biri. Ancak, dokuz çizginin hukuki temeli ya da somut sınırları Çin tarafından net olarak açıklanmış değil. Resmi söylemde belirsizlik olsa da, Çin içinde bu çizgiler ülkenin denizdeki ulusal sınırları olarak kabul ediliyor. Güney Çin Denizi’nde Çin’in tezlerini eleştiren haberler çıktığında, Çinli sosyal medya kullanıcıları aşağıdaki görseli gururla paylaşıyor. Bazı yorumlarda, uluslararası kurallara karşı gelmek istemeyen ama hak iddialarından vazgeçmeyen Çin’in kasıtlı olarak belirsizlik siyaseti izlediği belirtiliyor.

“Çin bir karış bile küçülemez!”

Çin son yıllarda Güney Çin Denizi’ndeki hakimiyetini güçlendirmek için büyük çaba harcıyor. Pekin tarafından ‘bölge ülkelerine sivil hizmetler vermek amacıyla’ (tsunami ve hava durumu uyarılarının yanı sıra hava kalitesi tahminleri) inşa edildiği söylenen yapay adalar, başta ABD olmak üzere, adaların askeri üslere dönüştürüldüğünü iddia eden bazı ülkelerin tepkisini çekiyor. Washington, yapay adaların, bu bölgede trilyonlarca dolarlık ticaret, seyahat ve iletişimi, Pekin’in eline bıraktığından dert yanıyor.

Diğer yandan Çin savaş gemileri ve denizaltılarının bölgedeki hareketliliği artıyor. Son olarak Güney Çin Denizi’nde Nisan 2018’de bizzat Xi Jinping’in katıldığı donanma tatbikatı, ülkenin tarihindeki en büyük deniz tatbikatı olarak kayıtlara geçerken, Çin için, tüm muhataplara açık bir mesajın iletildiği güç gösterisine dönüştü. Çin Savunma Bakanlığı tatbikata 10 bin personel, 48 deniz aracı ve 76 savaş uçağının katıldığını açıkladı. Tatbikatı donanmaya ait Changsha destroyerinde izleyen Xi Jinping, askeri kamuflaj giyerek yaptığı konuşmasında, Çin’in yeniden canlanmasında donanmanın önemli bir dayanak noktası olduğunu ve donanmayı dünya klasında bir güç haline getireceklerini söyledi.[4]

Çin’in Güney Çin Denizi’nde kurduğu iddia edilen askeri üslerin, bölgede güç dengesini de değiştirdi yorumları yapılıyor. Öyle ki, Mayıs 2018’de Amerika’nın Hint-Pasifik komutanlığına getirilen Amiral Philip S. Davidson, “Güney Çin Denizi’ndeki tüm savaş senaryolarında Çin’in bölgeyi kontrol edebilecek kapasitede olduğu” konusunda Kongre’ye uyarıda bulunmuştu.[5]Yine Mayıs ayında, Çin’in Woody adasına H-6K uzun menzilli bombardıman uçakları indirmesi, nükleer kapasiteye sahip uçakların ilk kez Güney Çin Denizi bölgesinde bulunması anlamında büyük dikkat çekti. Çin’in yüzeyden havayı ve gemileri vurabilen füzeleri de, Güney Çin Denizi’nde hareket eden her şeyi vurabilecek kapasitede olduğunu gösteriyor. 

Bölgede Çin ve Amerikan savaş gemilerinin bundan sonraki karşılaşmalarının çatışmaya dönüşmeyeceğinin garantisi yok. Çin Deniz Güvenliği ve İşbirliği Enstitüsü Başkanı Dai Xu, 8 Aralık 2018’de katıldığı bir panelde yaptığı konuşmada, oldukça net bir çözüm önerisi ortaya koyuyordu: “Eğer Amerikan savaş gemileri illegal olarak Çin sularına girerse, 2 savaş gemisi göndermeliyiz, biri durdurmak için, diğeri de çarpmak ve batırmak için.” Dai Xu elbette Çin ordusu adına konuşuyor değildi, ancak onun görüşlerinin ordu içinde ciddi bir destek tabanı olduğunu söylemek mümkün. Çin hava kuvvetlerine mensup bir subay olan Dai Xu, Çin ordusunun İngilizce internet sitesinde yer verilen aynı konuşmasında, stratejik bir fırsat ortaya çıktığında Tayvan’ı ele geçirmeye de hazır olmaları gerektiğini söylüyordu.[6]Dai Xu’nun açıklamalarını CNN’e değerlendiren Pasifik komutanlığı ortak istihbarat merkezi eski operasyon direktörü Carl Schuster ‘böyle bir riskten kaçınmak için ne kadar geri adım atabileceğimizi görmek istiyorlar’ diyor. (CNN, 19 Aralık 2018)

Güney Çin Denizi’nde egemenlik iddiaları konusu, ülkelerin karşılıklı açıklamalarıyla bir horoz dövüşü izlenimi verse de, hadiseyi uluslararası mahkemeye taşıyan adım Filipinler’den geldi. Filipinler, Benigno Aquino döneminde konuyu Daimi Hakemlik Mahkemesine götürerek hak iddialarını uluslararası mahkemeye taşıdı. Hollanda’nın Lahey kentindeki mahkeme, Çin’in, Filipinler’in egemenlik haklarını ihlal ettiğine hükmetmişti. Kararda Çin’in, Güney Çin Denizi sularında ve kaynaklarında tarihten gelen haklara sahip olduğu yönündeki iddiasıyla ilgili herhangi bir kanıt bulunmadığı ifade edilmişti. Ancak ‘ABD’den boşandığını’ açıklayan Duterte döneminde Filipinler tahkim kararından geri adım attı. 2018’deki Singapur zirvesine ASEAN-Çin ilişkilerinin koordinatör ülkesi olarak katılan Filipinler’in Devlet Başkanı Rodrigo Duterte, ‘Çin çoktan Güney Çin Denizi’nin sahibi oldu’ diyordu ve Pekin’in karşılık vereceğini bile bile bölgede askeri tatbikatlar düzenleyen ABD ve müttefiklerine ‘kendinizi yormayın’ demeye getiriyordu.[7]Duterte, olası bir savaşta da ilk etkilenecek tarafın ülkesi olacağına işaret etti.

Neden önemli?

Marco Polo 13. yüzyıl sonlarında, İskenderiye’ye gidecek biberle yüklü her bir gemiye karşılık Guangzhou eyaletindeki Çin limanına en az yüz geminin yanaştığını söyler. İbn-i Battuta da Guangzhou körfezine giren yüz geminin yanı sıra onlarca küçük tekneyi şaşkınlıkla izler. Alternatif bir dünya tarihi okuması olarak ipek yollarını yazan Peter Frankopan, o dönem için ‘Akdeniz’de ticaret büyüktü, ancak Pasifik’te devasaydı’ diye yazar.[8]

Pasifik’te günümüzde durum farklı değil. Güney Çin Denizi’ne erişimi kontrol etmek, dünyanın en değerli ticaret yollarından birine hükmetmek anlamına geliyor. Deniz, 2016 yılında 3 trilyon dolardan fazla değeri olan küresel taşımacılığın üçte birine ev sahipliği yapıyor; buna bölgedeki 874 milyar Çin ihracatının yanı sıra bölgeye yapılan 125 milyar dolarlık ABD ithalatı dahil.[9]Vietnam ve Endonezya’dan yapılan ticaretin % 80’den fazlası bu denizden geçiyor. Burası aynı zamanda Hint Okyanusu’na erişimi sağlayan Malakka Boğazı’na da önemli bir geçiş noktası olarak önem taşıyor.

ABD’nin bu bölgede artan Çin varlığından endişe etmesinin nedeni, sadece dinamik ticaret hatları değil; CNN’in hazırladığı Güney Çin Denizi dosyasındaki yoruma göre, eğer Güney Çin Denizi Çin ordusu tarafından Amerikan gemilerine ve uçaklarına kapatılırsa, bu durum ABD’nin bir dünya gücü olarak etkinliğini zayıflatabilir. 

Kasım 2018’de Singapur’da düzenlenen ASEAN zirvesinde konuşan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Güney Çin Denizi’yle ilgili sert denebilecek uyarılarda bulundu. Hint-Pasifik bölgesinde “imparatorluk ve saldırganlığa” yer yoktur diyen Pence, “Açık konuşalım: Çin’in Güney Çin Denizi’ni askerileştirme girişimi ve genişlemesi yasa dışı ve tehlikelidir. Birçok ulusun egemenliğini tehdit etmektedir ve dünyanın refahını tehlikeye atmaktadır” uyarısında bulundu.

Pence’in bu sözlerine Çin dışişlerinden anında yanıt geldi. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Hua Chunying, Amerika Birleşik Devletleri dahil olmak üzere hiçbir ülkenin, Güney Çin Denizi’nde seyrüsefer serbestliğiyle ilgili herhangi bir probleme dair kanıt sunmadığını söyledi. Hua, “ABD’nin Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesini (UNCLOS) henüz onaylamadığını Bay Pence’e hatırlatmak isterim” ifadesini kullandı.

-Emre DEMİR-


[1]How Beijing won’t back down over the South China Sea, CNN, Brad Lendon, 19 Aralık 2018

[2]Thucydides’s trap has been sprung in the Pacific, FT, Graham Allison, 22 Ağustos 2012

[3]What’s China’s ‘nine-dash line’ and why has it created so much tension in the South China Sea?, SCMP, 12 Temmuz 2016

[4]Xi reviews Chinese Navy’s largest parade ever, China Daily, 12 Nisan 2018

[5]China’s Sea Control Is a Done Deal, ‘Short of War With the U.S.’, The New York Times, 20 Eylül 2018

[6]http://eng.chinamil.com.cn/view/2018-12/10/content_9374205.htm

[7]Duterte says China ‘already in possession’ of South China Sea, tells US to end military drills, The Straits Times, 15 Kasım 2018

[8]İpek Yolu: Alternatif Dünya Tarihi, Peter Frankopan, Ölüm ve Yıkım Yolu adlı bölüm, S.208, Pegasus Yayınları, 1. Baskı İstanbul Ocak 2018

[9]http://edition.cnn.com/interactive/2018/08/asia/south-china-sea/