Hollywood’da Çin hesabı başka!

Hollywood’da Çin hesabı başka!

Aralık 30, 2018 0 Yazar: admin

(Bu yazı 8 Ekim 2018 tarihli Yeni Şafak gazetesinde Emre Demir imzasıyla yayımlanmıştır.)

Washington ve Pentagon’da, Çin’in canını nasıl daha fazla yakabiliriz diye kafa yoranlar olabilir; ancak gişe gelirlerinde Çin pazarına göbekten bağlı olan Hollywood’da başka hesaplar yapılıyor… 

İki ülke arasında ticaret ve teknoloji savaşı kızışırken, ABD daha önce hiç akla gelmeyecek bir yerden Çin’e bağlanmış durumda. Küresel sinema gişe hasılatı 2017’de 40,6 milyar doları buldu, bu rekor büyüme geniş ölçüde Çin pazarından kaynaklanıyor: Ülkede 2017’de bilet satışları 7,9 milyar dolar olarak kaydedildi. Bu, Amerikan filmleri için yurt dışı gişe gelirinde yüzde 7 artış anlamına geliyor. ABD ve Kanada’da bilet satışlarının düştüğü bir dönemde, Çin pazarı Amerikalı sinemacılar için yaşamsal önemde. 

Günde ortalama 25 perdenin açıldığı Çin sinema pazarı, dünyanın en büyüğü olma yolunda. 2018 yılının ilk çeyreğinde Çin film pazarı tarihte ilk kez Kuzey Amerika’yı geçti. Steven Spielberg’in Ready Player One, Pasifik Savaşı: İsyan ve Tomb Raider gibi bazı büyük bütçeli Hollywood yapımları, Çin’de ABD ve Kanada’da olduğundan daha büyük sükse yaptı.

Yabancı filmler için kota sistemi

Dolayısıyla bu dev pazarda büyük çıkarları bulunan Hollywood şirketleri, filmlerini Çin’de gösterime sokup daha fazla sayıda seyirciye ulaştırmak için, ‘oyunu kuralına göre oynamak’ zorunda. 

Kurallar her şeyden önce Çin hükümetinin koyduğu bir kota sistemiyle başlıyor. Kota sistemine göre Çin’de her yıl 34 yabancı filmin gösterimine izin veriliyor. Amerikalıların mevcut kotayla ilgili pek sıkıntıları yok, ancak asıl mesele bilet satışlarının paylaşımı. 2012’de yapılan bir anlaşmaya göre, Amerikan stüdyoları bilet satışlarının yüzde 25’ini alıyor. Amerikalı yapımcılar bu oranı en azından yüzde 28’e çekmek niyetinde -ki bu bile, gişe gelirinden yüzde 40 pay aldıkları diğer uluslararası marketlerin halen epey altında bir tutar. 

Ticaret savaşında Çin’in karşı tarifelerle misillemede bulunma kartı tükenmek üzere, dolayısıyla başka alanlarda Amerika’nın ‘canını yakacak’ formüller aranıyor. Yakın gelecekte kota sisteminde –elbette ticaret savaşının bir unsuru olarak- Hollywood yapımlarının sayısı azaltılırsa, şaşırmamak lazım. 

Çin’in aşılmaz ‘kırmızı çizgileri’

Hollywood şirketlerinin Çin pazarına bağımlılığı, filmlerin senaryo sürecinden oyuncu seçimine, çekim mekanların tercihlerine ve kurguya kadar bütün süreçleri etkiliyor. Hollywood yapımlarında yüzleri daha sık görülen Çinli oyuncular, ortak yapımlar, aksiyon filmlerinin alakasız sahnelerinde arka planda görülen kırmızı Çin fenerleri, Çince karakterler vs…  Bunların işin dekor kısmı; ancak ‘Çin etkisi’ bununla sınırlı değil. Yapımcı, senarist ve dahi yönetmenler, Çin’in hassasiyetlerini gözetmek durumunda! Amerikalılar artık bu işte öyle ustalaşmış durumdalar ki, çoğu zaman Çinli otoritelerin sansür uygulamasına gerek kalmadan, kendilerini sansürleme yoluna giderek meseleyi çözüyorlar: Çizgi romandan sinemaya uyarlanan 2016 yapımı Doctor Strange, otosansürün son örneklerinden biriydi. Orijinal eserde yer alan Tibetli bir karakterin, filmde beyaz tenli İngiliz oyuncu Tilda Swinton tarafından canlandırılması tartışma yaratmıştı. Tibet gibi karmaşık bir konuya ucundan da olsa dokunup, dev bir pazarı riske atmak istememişti senarist ve yapımcılar. 

Çin’de filmlere getirilen kısıtlamalar sadece siyasi konularla ilgili değil, alkolün özendirilmesi, etnik çatışmalar, baskın dini temalar, sapkın cinsellik içeren sahneler yasal engellere takılıyor. 2016 yapımı Hayalet Avcıları filmi, sansürün başka bir yönünü tecrübe etti: Çin’deki sansür kurallarına göre, doğaüstü varlıklara işaret eden, batıl inançları teşvik eden filmlerin dağıtımına izin verilmiyor. (Bu yasak elbette Çin mitolojisine dayanan hayalet hikayelerini kapsamıyor.) Eğer bir filmde doğaüstü varlıklar söz konusuysa, bunun gerçekçi bir açıklamasının da (bir rüya sahnesi gibi) izleyiciye sunulması gerekiyor. 

Diğer yandan son yıllarda yabancı filmlerin Çin’e girerken aşmaları gereken ‘ideolojik bariyerler’ artıyor; daha önce adı Çin Devlet Basın Yayın Radyo Film ve Televizyon Genel Müdürlüğü olan ve bir hükümet organı olarak örgütlenen kurum, son kamu reformundan sonra doğrudan Parti’ye bağlı bir organ olarak yapılandırıldı. Medya, yayıncılık ve sinema pazarı, artık Parti propaganda çalışmalarının bir kolu. 

Askeri operasyon filmleri revaçta

Amerikalılar her ne kadar Çinlilerin gönlünü hoş tutmaya çalışsa da, Çinli seyircilerin Amerikan filmlerine ilgisi hızla azalıyor. Hollywood yapımlarının Çin pazarından aldığı pay yüzde 24 gibi son dönemlerin en keskin düşüşünü gösterirken, yerli yapımlar giderek daha fazla ilgi görüyor. Her şeyden önce Çinli sinemacılar –tıpkı ticaret savaşının sıcak bir konusu olan kritik teknolojiler alanında olduğu gibi- Amerikalı meslektaşlarına yetişmek üzere. Özellikle son yıllarda popülaritesi artan askeri operasyon filmleri (Çin’in yurt dışında ilk askeri üssünü açması ve askeri anlamda kaslarını daha fazla göstermesine paralel olarak) büyük gişe gelirleri elde ediyor. 900 milyon dolar gişe geliri elde eden Savaşçı Kurt 2, 575 milyon dolar gelir elde eden Kızıldeniz Operasyonu, 538 milyon dolarlık gişe gelirine ulaşan Detective Chinatown 2 bu türde öncü yapımlar. Çinli seyirci artık beyaz perdede kendi kahramanlarını, kendi geliştirdikleri silahları ve kendi dış politika tezlerini görmek istiyor! Üstelik Çin’in askeri operasyon filmleriyle sadece içeride kendi seyircisinin milli duygularını kabartmakla kalmayacağı, kaotik Amerikan demokrasisine karşı jeopolitik bir propaganda aracı olarak Çin değer yargılarını yurt dışında özendirebileceği ve Çin’in sistemini istikrarlı ve verimli bir alternatif olarak dünyaya sunma yoluna gideceği belirtiliyor. (Washington Examiner, Ryan Khurana)

Yurt dışına satılan Amerikan filmleri deyince akla önce aksiyon türü gelse de, nispeten günlük hayata dokunan nitelikli Amerikan filmleri de artık Çin’de beklediği ilgiyi bulamıyor. “Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri”, “Yaşamın Kıyısında” (Manchester by the Sea), “La La Land” gibi filmler Çin’de gösterildi, ancak hiçbiri 200 milyon yuandan fazla gelir elde edemedi. “The Shape of Water” en iyi film dalında Oscar kazandıktan sadece 10 gün sonra Çin’de gösterime girdi, ancak hayal kırıklığı olarak kabul edilen 100 milyon yuan gişe performansı gösterdi.

Sixth Tone internet sitesi editörlerinden araştırmacı gazeteci Wu Haiyun, konuyla ilgili olarak yazdığı bir makalede, Çinli seyircinin artık Amerikan hikayelerine ve anlatım tarzına ilgi duymadığına dikkat çekiyor. Irk ayrımı, feminizm gibi günümüz Amerikan toplumunun sosyal çatışmalarına odaklanan hikayeler Çin’de alıcı bulamıyor. Wu, Batılı bireycilik ve liberalizm üzerine inşa edilen “Amerikan Rüyasının”, farklı bir ulusal gurur formuna sahip Çin izleyiciler için baştan çıkarıcı olmadığını kaydediyor. Amerikan Rüyası, sinemada Çin Rüyasına tosluyor!

Hollywood Çin’den sansür ithal ediyor!

Diğer yandan Çin pazarı başta olmak üzere dış gişe gelirlerine bu denli bağımlılık, Amerika’da, filmlerin kalitesinin düşmesine, sinemanın kültürel bağlamının yitirilmesine ve yabancı seyirci için film yapılmasına dair başka bir tartışmanın fitilini ateşliyor. Çin gişe geliri Amerikan pazarını aştıkça, Amerikalı sinemacılar filmlerini daha çok Çin sansür kurallarına göre yapmaya başlıyor, yani Hollywood giderek artan şekilde yabancı bir sansür sistemini ithal ediyor. Yıllarca ABD’nin önemli bir kültürel ve ekonomik ihracat aracı olagelen Hollywood filmlerinin, gelinen noktada yabancı seyircinin ve otoritelerin taleplerine boyun eğmeye başlamış olmasından endişe ediliyor. Washington Examiner’da Ryan Khurana imzasıyla çıkan değerlendirmede (18 Eylül 2018) şu tehlikeye dikkat çekiliyor: “Çin pazarı büyümeye devam ettikçe, Çinli seyircilerin beğeni ve itirazları, Hollywood senaryolarının onaylanmasında fiili bir politika haline gelebilir.”