kafes

kafes

Mart 11, 2011 3 Yazar: admin

-Emre DEMİR-

“Güzellik, yüzeyselliği ayartır.”

Ernst Bloch

beden’in, insan’ı en az temsil eden, belki de hiç temsil etmeyen bir şey olduğuna kesin kanaat getirdim. Beden, bir kafes. İçine girme tercihinde bulunmadığımız bir hapishane. Foucault, büyük kapatılma’dan söz ediyor. Beden’lerimize kapatılmışız her şeyden evvel. Beden’i aşmamız gerekiyor. İntihar, beden’i aşma girişimi olarak görülebilir. Kendimle baş başa kalamıyorum. Kendimle baş başa kalmam için, gözlerimi kapatmam gerekiyor. Kendi suretim, bana ait değil. Ben ve bedenim, birbirine ait değil. Beden, doğumdan ölüme, bize vurulmuş ve hep taşımak zorunda olduğumuz bir zincir mi? Her şeyi soyutlayabilen insan, neden kendisini, kendi bedeninden soyutlayamıyor? Tanrı’da en imrendiğim özellik, bir bedene sahip olmaması. Müthiş.

Yüz ve anlam bağımlıdır diyor Levinas. Değil demiyorum; bu bağımlılığa itiraz ediyorum. Ayna, insanoğlunun en talihsiz buluşu. İnsanın kendisine yabancılaşmasını diri tutuyor. Ayna, Foucault’cu anlamda bir iktidar aracı. Ayna, özneyi yalnızlaştırıyor. Özneyi bölüyor. Sosyal paylaşım siteleri, beden’i aşmak için bir mecra. İnternet, bu yönüyle ele alınmadı daha önce. Messenger’da, facebook’ta, twitter’da kendimi daha doğru ifade edebiliyorum ve muhataplarım doğrudan benim ifademe odaklanabiliyorlar. Çünkü arada “ben” yokum. Ben’i temsil eden bedenim yok. Facebook’tan çıkıp, face to face görüşmeye başladığınızda, araya beden giriyor ve beden’in ben’i temsil ettiği –ki o bile değil- unutuluyor. Yüz, anlam’ın önüne geçiyor. İnternet üzerinden iletişim kurmak “sanal” mıdır? Teorime göre hayır. Bilakis sanal olan yüz yüze iletişimdir. Yüz yüze iletişim, tasarımdır. Gerçek olan, içsel olan, arada beden’in bulunmadığı iletişim biçimleridir. Böylesi bir iletişimde, anlam, yüzün boyunduruğundan kurtulmuştur. Yüz yüze iletişimin karakterini yüz belirler. Konuşan iki kişinin yüzleri. Bu yüzün güzelliği, konuşmanın niteliğini tayin eder. Konuşan yüzler ne kadar güzelse, anlamın yüzeyselliği o denli artar. Buradan bir yaşam tanımına ulaşılabilir mi? Şu olabilir mi: Yaşam, beden ile varoluş arasındaki makası daraltma sanatı. Hiçbir beden, hiçbir varoluşu tam olarak temsil etmez. “Öz ile görünüş aynı olsaydı, bilime gerek kalmazdı.” Evet, ve bilim olmasa bile, başka bir şey, insandaki öz-görünüş tezatlığında devreye girmeli. Bilim, öz ile görünüş arasındaki farklılığı eşelerken, ikisi arasında bir bağ kuruyor: Bu ikisi aynı şey değil ama aralarında dolaylı/dolaysız bir bağ var. Birinden birine giden, birini diğerine dönüştüren bir dinamik var. İnsanın bedeni ile varoluşu, bedeni ile özü, yüzü ile anlamı arasında ne gibi dinamikler var? Var mı? Bu dinamikler kişinin kontrolünde mi? Beden, bir takım biçimlendirmelerle, anlama yaklaştırılabilir mi? Mümkün. Karizma, tarz ve saire kavramlar var; beden ile varoluş arasındaki makası daraltmak için başvurulabilir. Makası daraltmak için harcanan çaba, anlamın yüzeyselliğini artırır. Anlamı kurtarmanın bir yolu olarak: Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.