Pages Navigation Menu

Kelimeler şehrinde, yerleşik yabancı

Kelimeler şehrinde, yerleşik yabancı

“Benim için ideal kent” diyor Calvino, “Yabancı olarak yaşamanın en doğal olduğu yerdir.”

Doğmuş Olmanın Sakıncası Üstüne’de, Cioran’ın kullandığı “yerleşik yabancı” kavramını hatırlatıyor.

Yabancılık doğallaşmışsa, hala yabancılıktan söz edilebilir mi?

Yabancının, yaban bir diyardan gelen yabani bir canlı olarak algılanması, geleneksel dünyaya özgüydü, ve o zaman için geçerliydi. Yabancı, artık bir öncü, bir model. Yabancısının ayak uydurabildiği kadar, yerlisinin ayak uyduramadığı şehirler var.

Yerlisi, yabancısından yabani şehirler. Yabani, nobran ve kaba yerliler.

Kaba, çünkü kaybetmekten korkuyor. Hep bir şeyler elinden alınacak ve hakkı yenecek sandığı için, tetikte.

Yerleşmek, bir yerin, hadi o yere bir şehir diyelim, tüm imkanlarını tam kapasite kullanma becerisi olabilir: Şehrin imkanlarının ve eğilimlerinin farkında olma güdüsü.

Kierkegaard, şehri bir “kabul salonu” olarak görüyordu. Pekin’le tam da böyle bir ilişkim var: Her gün, güzel kıyafetler giyip, evden çıkıyorum ve şehrin sokaklarında karşılaşmalar kovalıyorum: Hiçbir zaman, eve, elim boş dönmedim.

*

Adorno’nun meşhur sözü: Yanlış yaşam doğru yaşanamaz. Bunun aslı, yanlış şehir doğru yaşanamazdır. Yaşam, bir şehir kurgusudur.

*

Hep bulunduğum yerden başka bir yeri özlemeye, Pekin’de son verdim. Pekin’de olmak, başlı başına birçok şeye yetiyordu. Pekin şehrinde, kendimi bir söz dizimi içerisinde hissediyordum ve geniş bir zaman boyutunun parçasıydım. Üç bin yıllık bir bağlamda konuşuyordum.

*

Pekin, ideal bir kenttir, bir ideal üzerine kurulmuştur. Ama bu, Pekin’i, Calvino’nun tarifiyle bir ideal kent yapmaz. Calvino’nun ideal kenti, gücünü günlük yaşamın doğallığından alır. Pekin’deyse günlük yaşam yukarıdan aşağı dayatılan bir akıştır.

*

Çin’de bir yabancı olarak mutlak bir yerleşiklik edinmek güç. Çok iyi Çince konuşmak, uzun yıllar Çin’de yaşamak, Çinli bir eşle evlenmek de burada yabancıyı yerleşik yapmaya yetmez. Yabancının zihninde, günün birinde uzak memleketine döneceğine, Çinlinin zihnindeyse yabancının buradan gelip geçiciliğine dair, her zaman güçlü bir sanı vardır.

*

Çin’den çıkmak, Çin’e girmekten zordur. Kürşad efsanesi doğrudur: Göktürkler, Çin’e girerken değil, çıkarken yenildiler.

*

Pekin’in ikilemi: Yerliler yabancılaşırken, yabancıların yerlileşmesi.

*

Herkesin kendine ve kentine yabancılaştığı bir şehirde, yabancı olmak da normalleşiyor olabilir. Çünkü nihayetinde herkes yabancı. Kargo taşıyan çocuk Hebei eyaletinden, eve yemek teslimatı yapan kurye Henan eyaletinden, barda gitar çalan çocuk Urumçi’den, manav Jiangsu’dan, bakkal Shangdong… Ailesi hutongda yaşamış olsa da, buradaki evleri kentsel dönüşüm nedeniyle yıkıldığı için beşinci çevre yolunun dışında bir semt olan Shunyi’de oturmak zorunda kalan ‘Pekinli’ genç kız bile, bu şehre, en az benim kadar yabancı.

*

“Sürrealizm, Çin’in realizminin kritik bir parçasıdır” diyen, altıncı nesil Çinli yönetmen Jia Zhangke, 2004 yapımı Dünya filmini, Pekin’de, dünyanın meşhur yapılarının minyatür kopyalarının sergilendiği Dünya Parkı’nda çekti. Amacı, hikayesini anlattığı karakterlerin, içinde bulundukları simülatif atmosferi, parodik bir mekan seçerek, iyice belirgin kılmaktı. Dansçı bir kız ile parkta çalışan güvenlik görevlisi arasındaki gönül ilişkisine şahit olduğumuz bu mekanda, küresel ile yerel, karşı karşıya geliyordu. Bu karşılaşma, bir çatışmadan ziyade (ki çatışma çıksa belki kriz çözülebilecektir), bir bocalamaya sebep oluyordu: Sahte Eyfel Kulesi’nin önünde, eşinin fotoğrafını çekerken uygun açıyı bulmak için yerlere yatan bir Çinli görüyorduk mesela. Filmdeki tüm karakterler, olmak istedikleri dünya ile içinde bulundukları gerçek dünya arasında sıkışıp kalmışlardı. Ancak neyin gerçek, neyin simülasyon olduğunun ayırdına varamıyordu karakterlerimiz. “İkiz Kuleler 2001’de yıkıldı, ama bakın bizimki hala duruyor” diye övünüyordu güvenlik görevlisi, parkı gezmeye gelen hemşehrilerine rehberlik ederken.

*

Bütün Pekin’e baktığımızda, Jia Zhangke’nın filmine ev sahipliği yapan Dünya Parkı’ndan farkı var mı?

Şehir, her geçen gün kendi tarihinin kopyasına dönüşüyor, kendisi çoktan yıkılmış yapıların adları, fırtına sonrası kıyıya vurmuş bir kraliyet donanmasının parçaları gibi, 2. metro hattındaki istasyonların adında karşımıza çıkıyor. Pekin, bir kelimeler şehrine dönüşüyor.


Emre Demir
28 Ocak, 2018
Pekin

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *