Pages Navigation Menu

Varlığın Hallerinin Şehre Yansımaları

Varlığın Hallerinin Şehre Yansımaları

Turgut Cansever

Şehir, ahlakın, sanatın, felsefenin ve dini düşüncenin geliştiği ortam olarak, insanın bu dünyadaki vazifesini, en üst düzeyde varlığının anlamını tamamladığı ortamdır.

Bu idrak, şehir biçiminin oluşmasını sağlar ve insanın en üst gelişme düzeyine ulaşmasının temeli olur. 

Varlığın dinamik bir süreç olduğu gerçeğinin fark edildiği çağların (bu dinamik sürecin gereğine göre hayatı biçimlendirmenin, yeni şartların, imkanların önünde kalıcı yapıların teşkil ettiği engellerin, varlığın dinamik yapısı ve oluşumu ile çelişkisini yok etmenin) en çarpıcı örneğini ise, göçebe ve hareketli kültürlerin yok ettiğini biliyoruz. Cengiz Han’ın bütün Asya’nın kalıcı yapılarını yok etmeyi ilahi bir vazife sayması, Hülagü’nün, Halife Mansur’un dairevi planlı Bağdat şehrini, bir ilk iradenin bütün gerçeği sınırlayan ve kendi tasavvuru içine hapseden tutumunu yok etmek için yıkması, bu karşıt varlık görüşlerinin en çarpıcı bir diğer örneğidir.

Şehri vücuda getiren yapılarda; kalıcı ve geçici malzeme ile inşa edilmiş olmak veya Osmanlı şehirlerinde olduğu gibi yapıların bir kısmının, mesela sürekli değişen aile yapısına uyum sağlamak üzere geçici malzeme ile; idari, dini ve toplum hizmeti gören han, hamam, çarşı gibi yapıların ise kalıcı malzeme ile inşa edilmiş olmak gibi, farklı ve varlığın yapısına uyum iradesi ile var olmuş çözümler de görülmüştür.

Kalıcılığın bir diğer tezahürü ise, yapıların kalıcılığı yerine; sabit, değişmez ve bir üst iradenin bir seferde tayin ettiği şehir makanlarının ve yol şebekesinin belirlendiği hallerdir.

Roma şehirleri, Napoleon Bonaparte’ın Paris’i ve grid lemalı şehirler bunlardandır. Bunların en tanınmış örneklerinden biri de şüphesiz ki Pekin’dir.

 

Şehir, Cogito, Yaz 1996, Sayı: 8

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *