Yaşamak iki saniye

Yaşamak iki saniye

Kasım 27, 2013 2 Yazar: admin

-Emre DEMİR-

 ‘only a suffering God can save us’

Slavoj Zizek

Kimseyle göz göze kalmamaya çalışıyorum, egosantrik bir toplum, poz kesmeden pozisyon alamıyorlar. Poz kesmek kolay, zor olan duruş, olduğun yerde durmak anlamında değil, olaylar ve kelimeler karşısında tavır almak anlamında. Çinli ile Türk arasındaki fark, Çinli, kimsenin kendisini izlemediğini düşünür, Türk, herkesin kendisini izlediğini. Çinli, her yerde evinde gibi davranır. Türk’ün temel problemi, bir eve sahip olma duygusundan yoksun olmasıdır. Biz Türkler, her dâim kiracıyızdır.

Kelimeler var! Kelimelerin farkına varınız. Kulak misafiri olmayı ve başkasının yazdığını okumayı seviyorlar, bereket versin okunmayan bir el yazım var, her geçen gün daha okunmaz hale geliyor, ertesi gün yazdıklarımı okumakta güçlük çekiyorum. Daha sonra okumak veya daha sonra okunması için mi not tutuyorum, yazmak o an’a ait ve o an’da değeri olan bir şey, dolayısıyla her metin anlık. Dün gece Sakal’da tuttuğum notları okumaya çalışırken, aslında hiçbir cümleyi harfiyen okuyamıyorum, sadece bunları yazdığım anı ve ortamı hatırlıyorum.

Tamamen gerçek gibi görünen yaşamımı bir hikaye haline getirmem suç mu? Kırk yaşımı görecek miyim bilmiyorum, kırk yaşından sonra yaşamak ahlaksızlıktır diye yazılıdır yeraltından notlar’da. Büyüdüğümü hissetmiyorum. Büyümek, nasıl anlaşılıyor. Siz, büyüdüğünüzü nasıl anlıyorsunuz? İçinizdeki çocuk cesetlerini nereye defnettiniz?

Her şeyin yazılabilir olduğunu düşünmek bir çeşit çılgınlık olmalı. Bakışlarını bir yere dikmek, sürekli bir şeylere bakmak ne zor. Hareket öldü. Hareketin, varoluş bağlamında kıymeti harbiyesi kalmadı. Duran adam, zamana hitap eden adamdır. Ahmet Hamdi’nin ”yekpare zaman” sözünden ne anladınız? Hareketlerinizin anlamsızlaştığı, mekâna yabancılaştığınız bir çağda yaşıyorsunuz, sakin olun.

Günlerin değil, bir ömrün uykusuzluğu. Doğumla başlayan ve ancak ölümle dindirilebilecek derin bir uykusuzluk. Hiç gelmeyecek olanı beklemeye kim mahkûm etti bizi? Bir türlü eşleşemiyoruz, ideal olan teğet geçiyor. İdeal olan hep teğet geçtiği için ideal olarak kalıyor. Teğet geçenin ideal olup olmadığı ise muamma. İdeal, görünümden ibaret olmalı. Evlilik veya sevgili olmak, partnerlerin birbirleri için en ideal insanlar oldukları yalanına inanmak zorunda oldukları bir oyun. Birkaç kere uyanmam lazım. Ben bazı uykulardan uyanmayı unuttum, beni uyandırmadılar da olabilir. İnsan bazı rüyalardan uyanmaz. Hangi rüyaya takılıp kaldığımı hatırlamıyorum. Rüyamda gördüklerimin bir rüya olduğunu bilmek hiçbir işime yaramıyor.

Hep hazırlıksızım. Herhangi bir şeye hazırlıksız. Daha en başından yaşamaya, bir doğuma, bir büyümeye, bir okula gitmeye, bir ölüme hazırlıksız olmak, bir buluşmaya, bir konuşmaya, bir bakışmaya ve. Ne olacağını ve nasıl olacağını düşünmek, yakışık değildir. Koreli kızın telefon numarasını alacak cümleyi bulamadım. Kız gözümün içine baktı. Bazı bakışmalarda uzun sevişmeler gizli. Göz göze kalan iki insanın arzuları, ilk iki saniye boyunca özgür, Wong Kar-Wai, iş bu iki saniyede cereyan eden hadiseleri filme çektiği için müthiş bir insandır, üçüncü saniye itibariyle bir toplumun parçası olduğumuz gerçeği devreye girer ve film biter.

Her şeye sıfırdan başlamaya mütemayil bir tip olduğum için yaşamımda bir kopukluk görmüyorum. Kendimi hiç kandırmadım; yanılsamalarım var. İyi bir yanılsama yarattıktan sonra, problem ne? Matrix’te biftek yiyen adamın sözünü hatırla: ”Biliyorum bu sadece sanal bir yanılsama, ama tadı gerçek gibi olduğu sürece umurumda bile değil.”